Sakarya Psikolog | Pedagog Burak Uysal

Çocuğunuzu Okula Uğurlarken İçiniz Sıkışıyorsa: Kaygıyla Değil, Bilinçle Hareket Edin

Geçtiğimiz birkaç gün Türkiye’yi derinden sarstı. Şanlıurfa Siverek’teki bir lisede 16 kişinin yaralandığı silahlı saldırının hemen ardından, Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda 8. sınıf öğrencisi bir çocuk, okula getirdiği silahlarla bir öğretmen ve üç öğrencinin hayatını kaybetmesine yol açtı, 20 kişiyi de yaraladı.

Bu haberler ekranlara düştüğünde milyonlarca ebeveyn aynı anda aynı şeyi hissetti: Korku.  O korku çok insani, çok anlaşılır bir şey.

Ama tam da bu noktada durmamız gerekiyor. Çünkü kaygı yönetilmediğinde, sevdiğimiz çocuklara yardım etmek isterken farkında olmadan zarar verebiliyoruz. Bugün bu yazıda, bu tablo karşısında ailelerin en sık düştüğü dört hatayı ve bunların yerine neler yapılabileceğini konuşacağız.

 

  1. Aşırı koruyucu davranmak: Sevginin tuzağı

İlk içgüdü çoğu ebeveyn için aynıdır: “Çocuğumu evde tutayım, okula göndermeyeyim, yanımdan ayırmayayım.” Bu his, sevginin en ham hâlidir ve bunu hissetmek son derece doğaldır.

Ama çocuğu her tehlikeden uzak tutmaya çalışmak, onu tehlikeyle başa çıkmayı öğrenmekten de alıkoyar. Aşırı koruyuculuk; çocukta dünya tehlikeli bir yerdir mesajını pekiştirir, özgüvenin gelişmesini engeller ve kaygıyı çözmek yerine büyütür.

Korumanın sağlıklı biçimi, çocuğu dünyadan yalıtmak değil; dünyayla nasıl baş edeceğini öğretmektir.

 

  1. Çocuğu eve kapatmak: Güvenli sandığımız kafes

Yaşananların hemen ardından bazı aileler okul izni istemek, sosyal aktiviteleri durdurmak, çocuğun tüm hareketini kısıtlamak gibi yollara başvuruyor. Anlaşılır bir refleks.

Ancak şunu bilmek önemli: Çocuklar ve gençler için sosyal bağlantı, bir lüks değil temel bir ihtiyaçtır. Arkadaşlarından, okulundan, rutininden koparılan bir çocuk; olayı daha da büyük ve çözümsüz algılamaya başlar. Kafes güvenli görünür ama içindeki kuşu zayıflatır.

Kısa vadeli bir tedbir gibi görünen bu karar, uzun vadede çocuğun kaygı düzeyini yükseltebilir. Rutinin korunması, özellikle kriz dönemlerinde, çocuğa “hayat devam ediyor ve sen güvendesin” mesajını verir.

 

  1. Kaygıyı çocuğa yansıtmak: Sessiz ama güçlü bir bulaşma

Ebeveynler haberleri izlerken ağlıyor, sürekli telefondan haberleri takip ediyor, aralarında yüksek sesle konuşuyor ve bu sırada çocuk odanın köşesinde sessizce her şeyi izliyor.

Çocuklar, ebeveynlerinin duygusal durumunu bir termometre gibi okur. Siz panikte olduğunuzda çocuğunuzun beynine giden mesaj şudur: “Bu o kadar büyük bir tehlike ki, annem/babam bile baş edemedi.” Bu mesaj, sizin sözlerinizden çok daha güçlüdür.

Kaygınızı tamamen saklamak gerekmez; bu da sağlıklı değildir. Ama bunu çocuğun önünde işlemek yerine, önce kendiniz için bir yer bulun. Bir arkadaşınızla konuşun, yazın, yürüyüşe çıkın. Sonra çocuğunuzun yanına sakin bir yüzle gidin.

 

  1. Güven konuşması yerine yasakla tepki vermek: Kapatmanın bedeli

“Artık okula gitmeyeceksin”, “sosyal medyaya bakma”, “o arkadaşlarınla görüşme” gibi yasaklar, ebeveynin elinin altındaki en hızlı araçlardır. Ama bu araçların uzun vadeli bir bedeli vardır.

Yasak, iletişimi keser. Ve iletişim kesildiğinde çocuk sorularını, korkularını, meraklarını size değil başka yerlere taşır. Belki sosyal medyaya, belki içine gömer.

Oysa bu dönemde bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey bilgiyi, duyguyu ve soruları güvenle paylaşabileceği bir yetişkindir. “Bu olayı duydun mu? Ne hissettin? Sana sormak istediğin bir şey var mı?” gibi basit sorular, en karmaşık yasaklardan daha güçlü bir koruma kalkanı oluşturur.

 

Peki ne yapmalı? Aileler için pratik bir rehber

Çocuğunuzla konuşun — ama nasıl?

Her şeyden önce şunu bilin: Konuşmamak, korumak değildir. Çocuklar bu haberleri zaten duyuyor; okulda, sosyal medyada, sokakta. Siz susarsanız, o boşluğu başkaları dolduruyor.

Konuşmayı başlatmak için büyük bir giriş cümlesi kurmak zorunda değilsiniz. “Bugün okullarda yaşanan olayları duydun mu? Sen ne düşündün?” kadar sade bir soru yeterlidir. Sonrasını çocuğunuz yönlendirir.

Dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var: Abartmayın, küçümsemeyin. “Hiç bir şey olmaz merak etme” demek kadar “her yer tehlike” demek de yanlıştır. Gerçekçi ama sakinleştirici bir dil kullanın. Yaşa göre ayarlayın; ilkokul çağındaki bir çocukla lise öğrencisine aynı şekilde konuşulmaz. Küçük çocuklara “bazı insanlar bazen çok üzgün ve kızgın olabiliyor, büyükler bunu önlemek için çalışıyor” demek yeterlidir. Soruları cevapsız bırakmayın. “Bilmiyorum ama birlikte düşünelim” demek, uydurulmuş bir cevaptan çok daha güçlüdür.

Rutini koruyun — bu bir lüks değil, bir ihtiyaç

Kriz dönemlerinde beyin öngörülebilirliğe tutunur. Sabah kahvaltısı, okul saati, akşam yemeği, uyku rutini — bunlar küçük şeyler gibi görünür ama çocuğa “hayat devam ediyor ve sen güvendesin” mesajını sessizce iletir.

Okulu tamamen kesmek yerine, giderken ve dönerken kısa ama kaliteli bir bağlantı anı yaratın. “Bugün nasıldı?” sorusunu sormayı alışkanlık haline getirin. Cevap “iyi” olsa bile, bu soruyu sorduğunuz gerçeği başlı başına önemlidir.

Medya tüketimini birlikte yönetin

Haberleri tamamen yasaklamak hem mümkün değil hem de doğru değil. Ama filtresiz ve süresiz bir maruziyetin de ciddi zararları var. Özellikle küçük ekranlarda döngüsel olarak izlenen şiddet görüntüleri, çocukta travmatik bir etki bırakabilir.

Bunun yerine şunu deneyin: Haberleri birlikte izleyin, ardından “sen bunu nasıl anladın?” diye sorun. Çocuğun kafasındaki bilgiyi düzeltme şansınız olur. Ayrıca ekran başında geçirilen süreyi kısıtlamak için kuralı çocukla birlikte belirlemek, ona hem söz hakkı tanır hem de kurala uyumunu kolaylaştırır. ( Yaşına göre hareket edin belli bir oldunluğa ulaşmamış çocuk izlediklerinden etkilenebilir.)

Güvenlik hissi verin — somut ve gerçekçi biçimde

“Sana bir şey olmaz” demek yerine, “Olası bir tehlikede ne yapman gerektiğini biliyor musun?” sorusu çok daha güçlendirici bir yaklaşımdır. Okulda bir sorun yaşarsa kime gideceğini, nasıl yardım isteyeceğini, size nasıl ulaşabileceğini bilmek; çocuğa gerçek bir güven verir.

Bunun yanı sıra çocuğunuza şunu da açıkça söyleyin: “Okulda seni rahatsız eden, korkutan ya da tuhaf bulunan herhangi bir şey olursa bana söyleyebilirsin. Seni dinlerim.” Bu cümle, çocuğun size gelmesinin önündeki en büyük engeli — ‘annem/babam üzülür ya da aşırı tepki verir’ korkusunu — ortadan kaldırır.

Kendi kaygınızla yüzleşin

Bu belki de en önemli adım. Çünkü bazen farkında olmadan çocuğumuzu değil, kendi iç dünyamızı yönetmeye çalışıyoruz. Çocuğu eve kapatmak, aşırı soru sormak, sürekli nerede olduğunu kontrol etmek — bunlar çoğunlukla ebeveynin kendi kaygısını yönetme biçimleridir.

Kendinize şunu sorun: “Bu kararı çocuğum için mi alıyorum, yoksa kendimi rahatlatmak için mi?” Bu soruyu dürüstçe yanıtlayabilmek, sizi çok daha sağlıklı bir ebeveyn tepkisine yönlendirir.

Gerekirse bir yakınınızla ya da güvendiğiniz biriyle konuşun. Kaygınızı işleyecek bir alan bulun — ama bu alan çocuğunuzun gözleri önü olmasın.

Son söz: Mükemmel ebeveyn yoktur, yeterince iyi ebeveyn vardır

Bu olaylar karşısında ne yapacağını tam olarak bilen hiçbir ebeveyn yok. Hata yapacaksınız, bazen aşırıya kaçacaksınız, bazen eksik kalacaksınız. Bu, sizi kötü bir ebeveyn yapmaz.

Önemli olan şu: Çocuğunuz, zor bir günde bile size gelebileceğini hissediyorsa — siz doğru yoldasınız demektir. Güvenli bir liman olmak, tüm tehlikeleri ortadan kaldırmaktan çok daha değerlidir.

Bir Yorum Bırak

Sepet
  • Your cart is empty Browse Shop
  • Buraya Tıkla, Hemen Ara!
    Select the fields to be shown. Others will be hidden. Drag and drop to rearrange the order.
    • Image
    • SKU
    • Rating
    • Price
    • Stock
    • Availability
    • Add to cart
    • Description
    • Content
    • Weight
    • Dimensions
    • Additional information
    Click outside to hide the comparison bar
    Compare